Hayat Uzaktan Uzağa Yaşanmaz

Çocukluktan başlar masallara, hikâyelere olan sevgimiz. Büyüdükçe de şehir efsanelerini dinlemeyi severiz.  Olmayanı varmış gibi anlamayı, anlatmayı, aldatmayı…  En başta da kendini kandırarak başlar kişi. En çok inanan da kendisi olur. Asıl gerçeğin tam tersi olduğunu bilerek. Kocaman bir aldatmacayı yutmuş, artık yutturmak için hazırdır. Sıra bu dalavereyi sunum yöntemini seçmeye gelmiştir. Farklı farklı birçok yol mümkün. Mühim olan o günün şartlarına uygun, özelliklede fazla sorgulanabilir olmamasıdır.

Tirajı yüksek olan bir gazetenin yaptığı anket sonuçlarında, okurlarının % 20 ‘sinden n fazlası sanat ve kültür haberlerini beğendiklerini ifade etmişler. Gazete çalışanları sonuca uzun süre gülmüşler. Çünkü anketi uygulayan gazetenin, sanat ve kültür adı altında paylaşım yaptığı bir sayfası bulunmamaktaymış… Gazete okuyor olmamız güzel bir durum elbette. Haber dinlemek, kitap okumak ve de okuduğumuz kitapta bazı cümlelerin altını çizmek. Bu davranış okuduğumuz kitabı anladığımızı, bize bir şeyler kattığını ve ne kadar dikkatli bir okuyucu olduğumuzun bir ifadesidir.

Yaşadığımız hayatta aynen okuduğumuz kitaplar gibidir. Önce ne yaşadığımızı anlamamız, yaşadıklarımızı sorgulamamız ve de bazı yaşanmışlıklarımızın altını çizmemiz yani unutmamamız gerekir. Mış gibi yaşamak, mış gibi davranmak, mış gibi sevmek, mış gibi anlamak ve anlatmak… İşte günümüzde yaşanan en büyük sorunlardan biride bu.  Hayatı uzaktan uzağa yaşanmaz. Aldığın her nefesin hakkını vereceksin. Bu hayata geldiysek, aldığımız nefesin, tanıdığımız insanların ve yaşadığımız hayatın bir anlamı olmalı.

 

Nereye kadar kendimizin bile yabancısı olduğumuz balon hayatlarla boğuşmak? Nereye kadar yüzümüze yetmeyip ruhlarımıza giydirdiğimiz maskelerle dolaşmak? Nereye kadar vicdanları susturup, kulakları sağır edip her önümüze atılana inanmak?

Ne yazık ki ülkemizde iki çeşit yaşam hüküm sürmekte. Biri vatan millet aşkına evladını canını feda edenler. Diğeri ise bedeller ödenen toprak üzerinde, yemek içmek yaşamak aşkına var olanlar. Yani insanMIŞ gibi yaşayanlar. Eğer aynasına yansıyana âşık olursa kişi, olmayan kültür sanat sayfasını okumaya devam eder.

Bu ülkede giden her can, içimizden bir parçadır.

Yanan her ağaç, ciğerlerimizden çalınan nefestir.

İnandığımız her yalan, evlatlarımızın boğazına atılan kementtir.

Sağırlaşan her vicdan, susan her dil, görmeyen her göz, yazmayan her kalem, okumayan her akıl millet olarak yok oluşumuzdur. Ak Şemseddin’nin bir sözüyle nokta koymak istiyorum yazıma.

“Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar tahakkuk eder. (gerçekleşir)”

 

Tülay GAZALCI

YORUMLAR

Son Haberler