EMANETE RİAYET ETMEYEN KİMSE...

                                        Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla

   Peygamberimiz prensip olarak görev isteyenlere görev vermez, bu sorumluluktan kaçanları tercih ederdi.
   Ashâb-ı Kirâm'dan Ebû Mûsâ (r.a.) diyor ki:
    "Ben ve amcam oğullarından iki zât Peygamberimizin yanına gittik.
O iki arkadaşımdan biri:
   – Ey Allah'ın Resulü, bizi, Allah'ın sizi hâkim kıldığı yerlerden bazısına hâkim tayin et, dedi, öbürü de buna benzer bir istekte bulundu.
Bunun üzerine Peygamberimiz;
   – Vallahi, biz bu işe ne onu isteyen birini tayin ederiz, ne de ona aşırı istekli olan birini, buyurdu ve görev isteyene görev vermek âdeti olmadığını bildirdi. Görülüyor ki, Peygamberimiz görev isteyen ve buna aşırı istekli olan kimseye görev vermiyor; ehil olduğu, görevi başaracağına inandığı kimseleri göreve getiriyordu. Çünkü Kur 'an, görevin ehil olana verilmesini emrediyordu.
   İnsan olarak, Allah'ın en seçkin yaratığı olarak pek çok emanetler taşımaktayız. Bunların hepsini saymak için yeterli zamanımız yoktur. Ancak bunlardan önemli olan bazılarına işaret etmekle yetineceğiz. Ailemiz ve çoluk çocuğumuz önemli emanetlerimiz arasındadır.
Çocuklarımızın eğitilmesine, her türlü zararlı akımlardan uzak tutularak, dinimiz vatanımız ve milletimiz için yararlı olacak şekilde yetiştirilmeleri görevlerimiz cümlesindendir.
Çünkü Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyuruyor:
   ''Ey müminler, kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennemden koruyun."
   Müslüman anne -baba, çocuklarının dinî terbiyelerine özen göstermeli, dinin inanç esaslarını ibâdetleriyle ahlâk kurallarını onlara öğretmelidirler. Bu görevlerini ihmal eden anne ve babalar sonradan büyük pişmanlık duyacakları kaçınılmazdır. Zaman zaman basına ve televizyon ekranlarına yansıyan, okunması ve izlenmesi bile üzüntü veren olaylar, bu görevin ihmali sonucunda meydana gelmektedir. Çocuklarımıza bırakacaklarımız arasında en değerli olanı, hiç şüphe yok ki vatan ve millet sevgisiyle dopdolu ve dinî değerlere bağlı olarak yetiştirilmeleridir.
   Nitekim Peygamberimiz :
   "Hiç bir baba çocuğa güzel terbiyeden daha üstün bir hediye vermiş olamaz.'' buyurmuştur.
Bize emânet olan çocuklarımıza karşı görevlerimizi yapmadığımız zaman çocuklarımızdan sadece biz değil toplum da rahatsız olacak ve zarar görecektir.
   Bundan başka Allah'ın emrine uymadığımız için de O'nun yüce katında sorumlu duruma düşmüş olacağız. Sağlığımız da bir emânettir. Sağlığımıza zarar veren her şeyden korunacağız. Hayatın tadı, ibadetin zevk ve neşesi, vücut sağlığına bağlıdır. Sağlığı yerinde olmayan bir müslüman, Allah'a, anne-babasına, ailesine, vatanına ve milletine karşı olan görevlerini gereği gibi yerine getiremez.
   Bunun içindir ki yüce dinimiz, insan sağlığına önem vermiş, onu tehdit eden her türlü uyuşturucu maddeleri yasaklamıştır. Yine bunun içindir ki Peygamberimiz, sağlıklı kuvvetli mümin zayıf müminden daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Peygamberimizin şu uyarısına herkes kulak vermelidir. Şöyle buyuruyor:
   "Ölümden önce hayatının, hastalıktan önce sağlığının, meşguliyetinden önce boş vakitlerinin, ihtiyarlığından önce gençliğinin, yoksulluğundan önce zenginliğinin kıymetini bil."
Malımız ve servetimiz bize emanettir.    Birgün bu geçici dünya hayatına vedâ ederken malımızı ve her şeyimizi burada bırakacağız. Ancak Allah'ın huzurunda hesap verirken malımızın nereden kazanıp nereye harcadığımızın da hesabını vereceğiz.
   Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
   "Hiç kimse kıyamet günü (beş şeyden) ömrünü nerede ve ne sûretle tükettiğinden, gençliğini nerede ve nasıl yıpratıp çürüttüğünden, malını nasıl kazanıp nerelere harcadığından, elde ettiği bilgi ile ne yaptığından sorguya çekilmedikçe Allah'ın yüce katından ayrılamayacaktır.
   Vatan bir emanettir.
   Vatan bir toprak parçasıdır, ama her toprak parçası vatan değildir.
   Vatan, uğrunda şehitlerin kanlarını akıttıkları toprak parçasıdır. "Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır'' sözü bunu güzel ifade etmektedir.
   Vatan bir müslümanın her şeyidir.
   Çünkü din, namus, şeref ve bağımsızlık gibi kutsal değerler ancak vatan sayesinde kazanılabilir. İşte atalarımız bu cennet vatanı, uğrunda şehit olarak, kanlarını akıtarak bize emanet etmişlerdir. Bu emaneti korumak bizim görevimizdir. Bu güzel vatanı bir taraftan düşmandan korurken diğer taraftan onu imar edip güzelleştirecek ve bizden sonrakilere korumak üzere teslim edeceğiz. Taşıdığımız emanetler sadece bu saydıklarımızdan ibaret değildir. Biz sadece önemli olanlarına işaret ettik.
   Emaneti olmayan yani taşıdığı emânete riâyet etmeyen kimse olgun mü'min olamaz.
Çünkü Kur'an-ı Kerim'de mü'minin özellikleri sayılırken emanete de yer verilmiştir.
Şöyle buyurulmuştur:
   "0 mü'minler ki, emanetlerine ve ahitlerine riâyet ederler."
   Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:
   "Emaneti olmayanın imanı yoktur. (Yani olgun mü'min değildir.)
Emânete hıyaneti Peygamberimiz nifak belirtisi saymıştır. Şöyle buyuruyor:
   "Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz.
Kendisine bir şey emanet edilirse ona hıyanet eder."
   Müslim'in rivâyetinde: "Oruç tutsa, namaz kılsa ve kendini müslüman saysa da:" ilâvesi vardır. "  İşte değerli mü'minler, emanete dinimiz büyük önem veriyor. Emânete riâyet etmeyeni olgun mü'min kabul etmiyor. Peygamberlerde bulunması gerekli beş nitelikten biri emânet olduğu gibi olgun mü'minin özelliklerinden biri de emanettir. Zaten insanların, sözüne, işine ve halkla olan ilişkilerindeki davranışlarına güvenilmeyen bir kimsenin kâmil manada mü'min olması düşünülemez. Allah Teâlâ'dan emanet ehli olmamızı niyaz ediyorum. Amin. Allah CC selamı bereketi Rahmeti üzerinize olsun  

 

 

YORUMLAR

Son Haberler