(5) İSLÂMİYYET VE FEN (660)

   Kıymetli Yeni Olay Gazetesi okuyucularım! Son olarak, paleontoloji mütehassısları, [ya’nî, ilk zemânlarda yaşamış canlıların iskeletlerini ve fosillerini inceliyenler], (Her nev’i canlının kendi nev’i içinde değişebildiğini, bir canlının başka nev’lere dönmediğini) kabûl etmekdedir. Meselâ, birinci zemândaki derisi dikenliler ne ise, şimdikiler de aynıdır. Derisi dikenlilerin, mutasyon ile, fıkralı [omurgalı] hâle döndüğü görülmemiş ve buna âid bir fosil bulunmamışdır.Hâlbuki, canlıların yapısında, en basîtinden, en mükemmeli olan insana doğru, düzgün bir tekâmül bulunduğunu, dahâ önce İbrâhîm Hakkı hazretleri “rahmetullahi teâlâ aleyh”, (Ma’rifetnâme) kitâbında, misâller vererek yazmış, bunun, nev’lerin değişmesi demek olmadığını da bildirmişdi.Allahü teâlâ, maddeyi, maddedeki değişmeleri inceleyiniz, bunları sizin için yaratdım, hepsinden fâideleniniz dediği gibi, yavruların nasıl tekâmül etdiğini, hayât hâdiselerini de tedkîk ederek, hepsinin müsbet, muntazam esâslara bağlı olduğunu görüp, varlığımı, büyüklüğümü anlayınız! buyuruyor.İslâm dîninin ilme ve fenne verdiği ehemmiyyeti bilmeyen câhil fen taklîdcileri, islâmiyyeti baltalamak, Kur’ân-ı kerîme saldırmak için, fizik, şimik, biyolojik ve astronomik olaylardan, çürük düşünceler, bozuk fikrler çıkarıyor. Bu iftirâlarını, ilm, fen bilgisi diye, gençliğin önüne sürerek müslimân yavrularını aldatıyorlar. Hâlbuki, fennin ilerlemesi, yeni yeni buluşlar, Allahü teâlânın varlığını, bir olduğunu, kudretini ve ilmini dahâ ziyâde meydâna çıkarmakda, islâmiyyeti desteklemekdedir.Îmânımıza saldıranlara aldanmamak için, lise ve üniversitedeki fen bilgilerini iyi öğrenmek ve anlamak lâzımdır. Hakîkî fen adamları, din düşmanlarının sözlerinin ne kadar çocukca ve câhilce olduğunu hep görmekdedir.Dikkat edilirse, yukarıdaki teorilerin hiçbirinde insanın maymundan hâsıl olduğu söylenmemiş, fen adamlarının hâtırına bile gelmemişdir.Evet, paleontolojik devrlerde, canlılarda zemânla tekâmül görülmekde, fekat bu değişmeler, her nev’in içinde olmakdadır. Meselâ, dördüncü zemânın yeni tabakalarında kromanyon ismi verilen insan iskeleti bulunmuşdur. Bizim iskeletimizden farklı olduğu hâlde, paleontoloji mütehassısları bunlara, ilk insanlar demişdir. Diğer tarafdan, üçüncü zemân sonunda yaşayan, antropoid denilen ve bugünkülere benzemiyen, maymun iskeletleri bulunmuşdur. Antropoloji mütehassısları, bunların maymun olduğunu söyliyor. (Fen taklîdcileri), ya’nî (Zındık)lar ise, yapdıkları tercemelerde, kromanyon insanına ve antropoid maymununa, insanın ceddi olan veyâ insanla maymun arasında geçid teşkîl eden fosil diyorlar. Biyologlar, insan ile hayvan arasındaki farkı, yalnız madde bakımından inceliyor. Hâlbuki, insan ile hayvanlar arasında en büyük fark, insanın rûhudur. İnsanlarda rûh vardır. İnsanlık şerefi hep bu rûhdan gelmekdedir. Bu rûh, ilk olarak, Âdem aleyhisselâma verildi. Hayvanlarda bu rûh yokdur. Maddîcilerin, felsefecilerin bu rûhdan haberleri olmadığı için, insanı maymuna yakın sanabilirler. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. Çünki, rûhu vardır. Maymun ise hayvandır. Çünki bu rûhdan ve rûhun hâsıl etdiği üstünlüklerden mahrûmdur. Görülüyor ki, insan ile hayvan, temâmen ayrıdır. Aralarında, hiçbir zemân, bir geçid olamaz, birbirine dönemez. Hâlbuki, hayvanlardan insana en yakın maymun olduğu, asrlar önce, islâm kitâblarında, meselâ İbni Haldûnun “rahmetullahi teâlâ aleyh” (Târîhi) mukaddemesinde ve (Ma’rifetnâme)nin yirmisekizinci sahîfesinde yazılıdır. [Birinci kısm, otuzdokuzuncu maddeyi okuyunuz! (Behcet-ül-fetâvâ)da diyor ki, (Maymunlar, eski insanlardan maymuna çevrilenlerin soyundan değildir. Maymunların insan soyundan olduğunu söylemek yanlışdır. Çünki, insandan çevrilen maymunlar üç günden çok yaşamadı. Yok edildiler).]Devam edecek.

YORUMLAR

Son Haberler